
Neredeyse her portrede kullandığım ayarlar
İnsanlar portre için sihirli bir ayar ister. Sihir yok, ama makul bir başlangıç noktası var, ve böyle bir noktanın olması, dikkatini ayarlara değil kişiye harcaman demek. İşte benimki, duruma göre ayar yapmadan önce başladığım yer.
Diyafram: f/2.8. Yüzü arka plandan kaldıracak kadar geniş, bir göz netken diğerini yumuşatacak kadar değil. İki kişi çekiyorsam, iki yüz de temiz kalsın diye f/4 ya da f/5.6'ya kısarım. Geniş diyaframlar baştan çıkarıcıdır, ama yüzün yarısı odak dışı olan bir portre bir hatadır, bir tarz değil.
Enstantane hızı: 1/250 ya da daha hızlı. İnsanlar sandığından çok hareket eder, hareketsiz otururken bile. Bir nefes, küçük bir baş eğme, ve yavaş bir enstantane onu lapaya çevirir. Enstantaneyi, hareketten hiçbir yumuşaklık sızamayacak kadar hızlı tutarım.
ISO: otomatik, bir tavanla. Enstantaneyi hızlı tutmak için kameranın ISO'yu yükseltmesine izin veririm, ama bana söylemeden çirkin gürültüye tırmanmasın diye bir tavan koyarım. İç mekânda o tavan 6400 olabilir. Dışarıda taban değerden nadiren oynar.
Odak: tek nokta, yakın gözde. Burun değil, yanak değil, kameraya en yakın göz. Yakın göz netse, geri kalan her şey yumuşak olsa bile portre net okunur. Odak noktasını, kameranın tahmin etmesine güvenmek yerine kendim göze taşırım.
Işık: yandan, yumuşak. Bu bir kamera ayarı değil, ama hepsinden çok önemli. Kişiyi, ışık yüze düz girmesin, üstünden geçsin diye çevir.
Bütün tarif bu: f/2.8, 1/250, tavanlı otomatik ISO, yakın gözde tek nokta, yan ışık. On saniyede ayarlarım, sonra kamerayı unuturum, ki bütün mesele bu. Ayarlar işin kendisi değildir. İşin olabilmesi için yoldan çektiğin şeylerdir.