
İstanbul'da sokak fotoğrafçılığı: nasıl başlanır ve korkusu nasıl atılır
Sokak fotoğrafçılığına dürüst başlangıç şudur: tek makine, tek objektif ve eve eli boş dönme izniyle çıkmak. Bu sonuncusu ekipmandan daha önemli. Gerisini İstanbul zaten hallediyor; yüz metreye bir yıl çekemeyeceğin kadar hayat sığdırıyor. Bu sokaklarda yirmi beş yıldır çalışıyorum ve çoğu gün yine eli boş dönüyorum. Bu, işin başarısızlığı değil, kendisi.
Yeniden başlasaydım nasıl başlardım, bir de makineyi kaldırır kaldırmaz donup kalan insanlara ne anlatıyorsam onu yazayım.
Tek makine, tek objektif; gerisini evde bırak Ekipman, çoğu insanın asıl işten kaçtığı yerdir. Küçük bir makine ve tek bir 35mm ya da 50mm objektif fazlasıyla yeter; bu kısıt bir armağandır, çünkü zoom'la oynamayı bırakıp ayağını kullanmaya başlarsın. Telefon da gayet iş görür. En iyi sokak makinesi, kendini belli etmeyendir. İnsanlar seni fotoğrafçı diye okumadığında kendileri olmaya devam eder; zaten fotoğrafın tamamı da bu.
Korku normaldir ve aslında makineyle ilgisi yoktur Neredeyse herkes hisseder bunu: objektifi bir yabancıya doğrultmanın o küçük paniği. Korkunun ne olduğunu anlamak bana iyi geldi. Karşındaki insandan korkmuyorsun; bir şey isterken görülmekten korkuyorsun. Bunu böyle adlandırınca sesi kısıldı. Dünyaya dikkatle bakmak özür dilenecek bir şey değil. Kenarlardan başla, insanların kendi işiyle meşgul olduğu yerlerden, ve cesaret bir kas gibi büyüsün. Gerçekten büyür.
İstanbul'da nereye durmalı Ben eşikleri ararım: arkası karanlık, önü güneşli bir kapı aralığı; vapur rampasının başı; pazarın sokağa taştığı o dikiş yeri. Sabah telaşında Eminönü, Karaköy'de balık kuyruğu, tur grupları gelmeden Balat'ın arka sokakları, öğle vakti Kadıköy pazarı. Anıtların peşinden koşma. İyi ışığın yanına dur ve bekle; şehir zaten içine yürüyor. Bir köşeyi bir saat tutmayı, beş mahalleyi telaşla dolaşmaya her zaman tercih ederim.
Bir yabancıyı ondan çalmadan fotoğraflamak En çok önemsediğim kısım bu. Dürüst iki yol var. Biri hızlı ve açık olmak: kareyi al, makineyi indir, göz göze gel, teşekkür için başını salla. Diğeri, benim tercihim, sormak. İnsanlarla fotoğraflamadan önce konuşurum ve poz vermeyi bırakmalarını beklerim. Portre alınmaz, verilir; benim işim de verilmeye değer olmak. Biri hayır diyorsa bu tam bir cümledir. Bir kareyi kaybeder, öz saygını korursun; bu her seferinde daha iyi bir takas.
Fotoğraf, bir de seçerken çekilir Sokak fotoğrafçılığının çoğu, kareleri çöpe atmaktır. Çeker, dosyaları bir süre öylece bırakır, sonra soğuk gözle bakar ve neredeyse hiçbir şeyi tutmam. Her kareye sor: gözün burada kalması için bir sebep var mı? Renk sadece gürültüyse siyah-beyaz yardım eder, ama bir kurtarma halatı değildir. Zayıf bir kare, siyah-beyazda da rengi alınmış zayıf bir karedir. Bir hafta sonra hâlâ ayakta duran iki üç tanesini tut. Seninkiler onlar.
Sık Sorulan Sorular
İstanbul'da sokak fotoğrafçılığı yasal mı?
Evet. Türkiye'de kamusal alanda insan fotoğraflamak yasaldır ve İstanbul kameraya alışkındır. Yine de insani ol: özel mülk içini, askeri ve resmi alanları çekme; tanınan bir yüzü ticari olarak kullanacaksan o kişinin iznini al. Sokaktaki kişisel ve editoryal işlerde ise zeminin sağlam.
Başlamak için pahalı bir makine şart mı?
Hayır. Tek sabit objektifli mütevazı bir makine, hatta telefon, önemli olan her şeyi öğrenmene yeter. Sokak fotoğrafçılığı sensörünü değil, nasıl gördüğünü ve nasıl hareket ettiğini ödüllendirir. Parayı ekipmana değil, yürümeye harca.
Yabancıları çekme korkusunu nasıl yenerim?
İnsanların meşgul ve aldırışsız olduğu yerlerden başla, pazarlar, toplu taşıma, festivaller, ve kısa seanslar yap. Bir kareden sonra küçük bir baş selamını ya da bir teşekkürü alışkanlık haline getir; o insani temas korkunun çoğunu eritir. Bazı günler sadece izleyeceğini de kabul et. O da sayılır.
İstanbul'da çekim için günün en iyi saati hangisi?
Gün doğumundan sonraki ilk iki saat ve gün batımından önceki son iki saat. Işık alçak ve yumuşaktır, kalabalık seyrelir, şehir ya uyanıyor ya da yavaşlıyordur; insanların en az tetikte olduğu an da budur. Öğle her yerde zordur; onu pazarlar ve gölge için sakla.